ah muhsin ünlü  

başlık içinde ara

 << >>

  1. ''rahat rahat'' veya ''hazır ol'' pozisyonunda yazması kimseyi ilgilendirmeyecek olan şahısdır. kafa dengi olduğu; yazdığı satırlardan belliyken, onun dengi olmak için; bazı şair/ciklerin ziyadesiyle uğraşması gerekmektedir.
    (nas 02/10/2010 23:45)
  2. burçak, bizi de sevmiyor...
    (faydasiz yazilar 04/10/2010 14:42)
  3. Yeni Başlayanlar İçin Hallacı Mansur
    Öğrenciydi.
    Bir kıza aşıktı
    Ve aynı zamanda başka bir senaryo üzerinde çalışıyordu.

    dizelerinin sahibi, imanlı ve öfkeli müslüman şair. küfürbazlığı da nazar boncuğu oluversin.
    (herseybaslayincabitti 04/10/2010 17:46)
  4. --- alıntı ---
    İr'â-yi Ağnâm SENİ SEVİYORUM, ANLIYOR MUSUN?

    Beni koyup gittiğin o günü hatırlıyorsundur, ne çok ağlamıştım. Çocuktum. Koruyordun beni, korkmuyordum. Hayallenip durduğum her şeyi sunmuştun bize. Açıp da acık da solmakı beceremeğen fesleğenler gibiydik (onlar öğle mi acabağa?). Bir oraya bir buraya seviniyorduk bizi olma...yı başaramayan şehirde, soğuktu kent. Bizi sen ısı. Günümüz de gündü hani, gecemiz biz. Arayıp da ulamadığımız; bi revdi. Hazırlıksızdım ben lakin kolların vardı göğüsgeren; kuş. Yağmurdan kaçınak ne kadar tuhaftı bizi aldatıp dururken çise çise çis. Eğlenmiş miydik sahi, bilemiyorum şimdi şimdi. Ama sevdiğimiz keskindi. Evel zaman ne kadar nuş!

    SENİ SEVİYORUM, ANLIYOR MUSUN?

    Birgün bir şiir okumuştuk bana. Kara heceden heceden. Sonra tutup Yakub'un kurbağalarını sevmiştik. Söyleyemediğim şeyler düşünüyordum, yoruluyorduk. Biz çocuklar gibi endik şehirde, şehir bize inan yaşar tavıranıyordu. Umurumuzda mıydı, ha? Kim bizi ne kadar bizden ederdi? Kuşatılmış olmak bizimize koşulsuz kavuşmamızı engelleyemiyordu (cart). Hiç acımadıydık kendimize. Ne var ne yok yaşayıp tükendiydik. O gün bugün her şey hağtıramda durar! Bu kaç kapılı bir ar?

    SENİ SEVİYORUM, AĞLIYOR MUSUN?

    Sevmenin her türlüsünü bulduk, buluşturduk. Bir araya getirdik. Kendimize kattık. Sana Arabi'nin "aşk teorisi"ni ağlatmıştım birgün. İkincisini daha bir senmiştin. Durup durup anlamalarımı da kendine mal ediyordun. Mülkiyet hoş birdi. Beni mülkmüştün. Gene mülksene.

    SENİ SEVİYORUM, ANLIYOR MUSUN

    Bu gün, akşam, burda, yağanın ıslağıyla üşürken, düşündüm de; kız kardeşimin dediği gibi "Evet sen çok eskiden Goethe'mdin benim, karımdın belki de". Ama şimdi artık "Yalandı tüm bunlar" diyorum. Bir kuş, bana nazire -keşke bize olaydı- alıp başını gidiyor uzaklara. Vardığı uzaklardan. Boşuna mı sevmedik varsa. Düşünsene.

    SENİ SEVİYORUM, ANLIYOR MUSUN?

    Hala, ne vakit sana dair birşey onsa; büyüyor büyüyor yüreğim:

    ELİF'İN KAĞNISININ ÖKÜZÜNÜN GÖZÜ GİBİ SENİ SEVİYORUM, ANLIYOR MİBİ?

    Gibi birşey yazan siyah sahih bir şairin,

    PRE-DOGMA son şiiridir:

    BU DUYGU BANA ÇOK ÇOK BANA BELİĞ
    REDDİN AKLA UYMADAN GÖÇ BANA BELİ.

    Allah cezağnızı versin!

    03.02.01

    MUHSİN ÜNLÜ

    --- alıntı ---

    muhsin ünlü'nün facebooktaki grubundan alıntıdır.
    * *
    (holofira 04/10/2010 18:13 ~ 04/10/2010 20:02)
  5. bir afilli filintadır kendisi...ve şiirlerinde ve yazılarında onur ünlü'nün kullandığı mahlasdır...bir çok güzel eser sahibi senarist,yönetmendir...beş şehir,polis,güneşin oğlu filmlerin yanında acemi müezzin gibi dizilerde de hep bu üstadın imzası vardır...idolümdür...sevelim sevdirelim muhteremi..candır canandır..
    (maruladam 04/10/2010 22:26)
  6. --- alıntı ---
    ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum.
    --- alıntı ---

    * *
    (bstgtmim 04/10/2010 23:14 ~ 04/10/2010 23:17)
  7. --- alıntı ---
    sevgili şeyhim;
    ben allah'ı çok seviyorum.
    onu düşününce içim titriyor; elim- ayağım- soluğum, her şeyim kesiliyor.
    ama ona bir türlü açılamıyorum, ne yapmalıyım?
    --- alıntı ---
    ah muhsin ünlü
    (holofira 21/01/2011 18:59 ~ 21/01/2011 19:00)
  8. (bkz: alengirli şiir)
    (bstgtmim 24/01/2011 18:22)
  9. " bende eksik olan tek şey merhamet, acıma ve affetmek, asla mantık değil."

    (murteciyim 27/03/2011 00:50 ~ 27/03/2011 00:51)
  10. "seviyoruz dedik işte
    sorma ne kadar
    baya çok, aşırı şiddetli,
    kuvvetli, heybetli artı hiddetli.
    kısaca söylersem, su kadar.
    uzunca, mississippi kadar
    şirince, pisi pisi kadar
    elimle gösteriyim mi?
    nah bak şu kadar
    ah huma kuşu kadar
    vah işci maaşı kadar
    tüh az mı oldu bu kadar?
    uzatma işte..
    seviyorum dedim, o kadar!"
    (bstgtmim 17/06/2011 01:13 ~ 08/11/2011 21:21)
  11. sanırım bir tek ben anlamıyorum bu adamın şiirlerini dediğim şair kişilik.****anlamamın sebebini edebiyat özürlü olmama verip geçiyorum.*
    (h.busra 21/07/2011 17:45 ~ 21/07/2011 23:04)
  12. onur ünlü'nün kırık kalbidir..
    (ben 21/07/2011 18:05)
  13. &#8206;...
    böyle dertlensek de içimiz iyice bir yansa..
    sonra bir yolunu bulup onun da tadını çıkartsak..
    adam olsak lan biraz
    ...
    (ben 25/07/2011 21:30 ~ 25/07/2011 21:59)
  14. iyi ki var.
    iyi ki de gidiyorum bu da var.
    (nadezhda 25/07/2011 21:35)
  15. --- alıntı ---
    seni şu dünya gözlerimle ne de seyrek görüyorum
    --- alıntı ---
    (holofira 25/07/2011 21:39)
  16. --- alıntı ---

    yaşamak kadim bir cinayet olduğundan beri, postmodern bir direniştir ölmek.

    --- alıntı ---
    (kampana 19/08/2011 22:38)
  17. --- alıntı ---

    reha çamuroğlu'nun ismail adlı olağanüstü romanında bir sahne vardır.
    sahne mi? bir parça vardır. ne haltsa işte bir yer var kitapta. ismail,
    yani şah ismail, yani hatayi, selim'e karşı savaşırken vurulur.
    yanılmıyorsam sol elinden ya da sol kolundan... yarasından kan akmaya
    başlar. ismail, kendisi de inanıyordur ki, mehdi'dir. yani kanının
    akması olacak iş değil! ismail orada bir şaşırmak şaşırır; nasıl
    diyeyim, öyle bir şaşırmak hepimize nasip olsa... hiçbir koşulda
    sarsılmayacağından emin olduğumuz şu sünepe varlığımıza bir an için o
    kadar şiddetle uzak düşsek. bir an için ürpererek düşünsek ki, ya hu,
    yaratılmışların en mühimi ben olmayabilir miyim? belki benden daha
    kıymetli birileri vardır bu dünyada. belki etraftaki her şeyden bu kadar
    çok yakınıp kainatın bereketini kaçırmak konusunda biraz daha eli sıkı
    davranabilirim. belki bütün hayatım ve ölümüm, kendimden başka kimsenin
    işine yaramayacak. belki, benim bile işime yaramayacak birisiyim ben.

    böyle dertlensek de içimiz iyice bir yansa...

    sonra bir yolunu bulup onun da tadını çıkartsak...

    adam olsak lan biraz...


    --- alıntı ---
    (zin 24/08/2011 09:17)
  18. "hadi iç de çay koyayım.."

    (bkz: çay)
    (ubeyit hatipzade 25/08/2011 09:09)
  19. --- alıntı ---

    insan acizdir, muhtaçtır, çok artistlik yapmamalıdır

    --- alıntı ---
    (fe eyne tezhebun 19/09/2011 17:11 ~ 19/09/2011 17:12)
  20. sağ cenah genç kızların süper kahramanıdır.
    (4uncutekilsahis 19/09/2011 22:55)
  21. şiirle adam döven, film çeken ah dedirten şair.
    (scube 12/10/2011 21:20)
  22. bunun için gözlerinin meryem hali sevgilim
    gözlerinin meryem hali gerçek yurdumdur


    biz bu adamla aynı gezegende yaşıyoruz. hamd olsun...
    (schrodingerin kedisi 08/11/2011 22:44)
  23. --- alıntı ---

    konuşacağız bekir. merak etme. hem de kesin konuşacağız. biliyorsun, öldürmek kesin konuşmaktır.

    --- alıntı ---
    (bkz: polis)
    (bkz: haluk bilginer)
    (bkz: musa rami)
    (bkz: ah muhsin ünlü)
    (bkz: onur ünlü)
    (fe eyne tezhebun 08/11/2011 23:16 ~ 08/11/2011 23:16)
  24. murat menteş ile 2003 senesinde yaptığı bir röportaj vardır ki, tadından yenmez...


    mm : ah muhsin ünlü gerçek adınız bu olamaz, değil mi?

    amü : muhsin benim oyuncak kedimin adı. ona da bizim pastacı muhsin ağabey'den geçmişti. şiir yazmaya başladıktan sonra bir isim ihtiyacı hasıl oldu.

    mm: neden?

    amü: bilemiyorum, oldu işte. [sıkıntılı bir sessizlik ve ah muhsin ünlü kafasını bir meteoru yoklar gibi evirip çeviriyor.]

    mm: rahat olun lütfen.

    amü: mantıklı bir gerekçe arıyorum ama yok, bulamıyorum.

    mm: adınızın başında "ah" var, bir kısaltma mı bu?

    amü: yo, işin o kısmı hiç karışık değil. göründüğü gibi, "ah" o. "ah"tan ibaret. bir nida kırıntısı.

    mm: "gidiyorum bu" adlı kitabındaki şiirler 1993-1998 yılları arasında yazılmış. öncelikle bu pırıltılı şiirlerin yazılış macerasından bahseder misiniz?

    amü: elbette bir şiir kitabı yazmak üzere başlamadım işe. şiir yazıyordum sadece. kitaptaki şiirlerin yüzde 75 kadarını tamamladıktan sonra bunların bir kitapta bir araya getirilebileceği fikri doğdu. bu konuda herhangi bir hesap yapmadım. bir noktadan sonra iş bitti. işin ne olduğunu, neye hizmet ettiğini, sonradan gördüm. bu anlamda sonradan görmelikten kurtulamadım yani.

    mm: "gidiyorum bu"yu kendiniz yayınladınız. neden bir yayınevine bu yetkiyi vermediniz?

    amü. bir-iki yere gittim, ilgilenilmedi çeşitli gerekçelerle.

    mm: gerekçeler?

    amü: açıkçası, bir yayınevi hiç ilgilenmedi, dosyama dahi bakmadılar. iki kapısı vardı yayınevi binasının. dışarıda bir kapı vardı, küçücük bir holden sonra bir kapı daha vardı ki ben o ikinci kapıdan giremedim bile. sekretere yaklaşamadım bile yani. bana uzaktan uzağa 2001 yılına kadar şiir kitabı basmayacaklarını söylediler. ben de "eyvallah" dedim, geri döndüm. sonra yeni şafak gazetesinde bir röportaj gördüm. bir yayınevi sahibi, hazırladıkları şiir kitapları dizisinden söz ediyordu ve "şiir kitabı yayımlamak risklidir ama biz genç şairlerin kitaplarını korkusuzca yayınlıyoruz" diyordu. ben de kalktım gittim. onlar da sağolsunlar bana bursa'daki bir adamın adresini verdiler. herhalde bu dizinin edisyonuyla o zat ilgileniyordu, ismini bilmiyorum. dosyamı bursa'ya postalamadım. aslında kitap çıkarabilmek için çok uğraşmadım. çünkü nasıl olsa bu şiirler iyiydi ve nasıl olsa bir şekilde çıkacaklardı. nitekim bak şimdi bunlar hakkında konuşuyoruz. kaç sene sonra, nereden nereye. bunu biliyordum ya da daha mütevazı bir ifadeyle, seziyordum. bir başka yayınevi yetkilisi de bana "bu şiirler ortalama şiir beğenisine uygun değil" demişti. sanırım bu şiirleri ayıp kapsamında değerlendirdi.

    mm: ortalamayı tutturamadığınızı mı söyledi yani?

    amü: anladığıma göre, bu şiirlerin yer aldığı bir kitabın okur karşısında savunulamayacağını söylemek istedi. yani birisi çıkıp "bunlar ne? böyle bir kitabı nasıl basarsınız?" dediği zaman "boş bulunduk bastık, kem küm" demek zorunda kalmamak için tehlikeyi baştan savdılar.

    mm: siz de kitabınızı kendiniz yayımladınız.

    amü: aynen. şimdi de balkonda çürüyorlar.

    mm: vay canına. peki kitabı almak isteyenler...

    amü: bulamazlar ki, nereden bulacaklar?

    mm: size ulaşmak isterler belki?

    amü: bana ulaşmak için kendilerinden geçeceklerini sanmıyorum. ne bileyim, bilmiyorum. belki delikanlı bir yayınevi kitabı alıp dağıtmak ister, parayı da kırışırız.

    mm: şiirlerinizde trajedi ve humor var.

    amü: bir arkadaşım şiirlerimi okuyup okuyup gülüyor ama nasıl kahkahalar atıyor. doğrusu çok bozuluyorum ona. halbuki komedi-şiiri diye bir şey yoktur. trajik olanın gönülden ifşası humoru açığa çıkarır. humor olsun diye bir ifade kurulamaz; bir ifade gereğinden kıvamlı ve güçlü ise humora varılabilir.

    mm: trajedi sence kime aittir? şaire mi, çağa mı, topluma mı?

    amü: olu'un dönmesi için sert şeyler olması lazım. allah'ın planlayarak oldurduğu şeylerin hepsi, yalnız başına bir insan için oldukça sert şeylerdir. her şey, en ufak günlük yaşamsal faaliyetler...

    mm: mesela?

    amü: su içiyorsun ve su nefes boruna kaçmıyor. orada trajik bir potansiyel var. algılamayla ilgili bir şey bu. ben bunu daha çok nietzsche'nin trajiği üzerinden düşünüyorum. yani kişi istekleriyle âlemin istekleri arasında kalmamalı. allah'ın muradı ile senin nefsinin etkisiyle istediklerin çatıştığı zaman trajedi doğar. ayrıca paran az olduğu halde minibüse değil taksiye binmek istiyorsundur, al sana trajik bir durum. nefsinle karşı karşıya geldiğin an trajiktir. senden ayrı bir nefsin var. senden ayrı bir nefsin var. kalp var, akıl var. ibn-i arabi bunları anlatıyor ama çok karışık. sen iki şey yapabilirsin, 1. nefsine yenilirsin, 2. allah'ın yardımıyla nefsinin taleplerinin hakkından gelirsin. nefsine karşı ne kadar güçlü hamleler yapabilirsen o kadar humor çıkar ortaya. benim anladığım bu.

    mm: sanırım humor, nefis karşısında mevzi kazanıldığında açığa çıkan şeylerden biri sadece, başka kazanımlar da olsa gerek.

    amü: eyvallah, tabii ki öyle.

    mm: 2000 yılında yayınlanan bu kitaptaki şiirlerin sonuncusu 1998'de yazıldı ve o zamandan beri pek bir şey yazmadınız...

    amü: zurnanın zırt dediği yere mi geliyoruz?

    mm: ne?

    amü: zurna.

    mm: [birileri bize çay getirsin diye çığlıklar atıyorum ve sağa sola telefon açıyorum fakat çay may gelmiyor. sonunda teybi kapatarak gidip kendim alıyorum. "önce çaylar bozuldu", çünkü çaycılar uzaya gitti...] *
    şiir maceran nasıl başladı?

    amü: tane tane anlatayım. biz eskişehir'de öğrenciydik. ben iletişim fakültesi reklam bölümünde okudum. orada biz dellendik: "film yapalım, film yapalım..." neyimizeyse, yani ne filmiyse. istanbul'a gidip bir şekilde yerleşmemiz lazımdı. 1997 yazında 3-4 arkadaş geldik, burada küçük bir reklam ajansı kurduk: son ajans. so-najans. ulama var yani. reklamcılar geyiklerle uğraşır, biliyorsun. biz her şeyin çok kolay olacağını düşünüyorduk. paralar gelecekti ve biz paralarla film çekecektik. paralar gelmediği gibi, gitmeye, bitmeye başladı. can havliyle 1997 kışında biz televizyon senaryoculuğu işine bulaştık. ben bu arada ite kaka şiire devam ediyordum. fakat daha sonra profesyonel iş hayatı can sıkmaya başladı ve artık eni konu televizyon yazarı olma noktasına gelmiştik. bir tercih yapmak durumundaydım artık. bir yandan televizyona senaryo yazıp öbür yandan da şiirler uğraşmak olmuyordu. olmaz, olmadı, olmayacak. sünnetullah'a aykırı. yapılıyor ama işte galiba iyi olmuyor. şimdi ahkam kesmek istemiyorum ama.. anlatabiliyor muyum? çok kimse hem profesyonel reklam ya da televizyon yazarlığı yapıp hem de şiirle uğraşıyor. o ikisinin bir arada durmaları mümkün değildi; 1998'de şiiri bıraktım. 1993'te şiir yazmaya başlamıştım ve 5 sene uğraşmıştım. 5, yuvarlak bir sayı. neyse, bitti işte. son şiiri de yazık bitirdik, bağladık çok şükür. böylece ah muhsin ünlü adlı arkadaşın şiir macerası bir ara vermiş ya da sona ermiş oldu.

    mm: bundan sonra şiirlerini ah muhsin ünlü imzasıyla yayınlamayacak mısın?

    amü: çok mu önemli? herif o kadar şahane şiirler yazıyor ki, belki ona bir fırsat daha verilir. televizyon öyle bir şey ki insanın bünyesi kaldırmıyor. olmuyor, olamıyor, yapamıyorum; onların istediği şeyi yazamıyorum. bu arada şu mikroteyp vasıtasıyla söyleyeyim: ah muhsin ünlü adını, şiirlerle beraber, şiire meraklı fakat yeteneksiz bir zengin çocuğuna makul bir meblağ karşılığında devredebilirim yani. [ben gülmekten yerlere yatıyorum.] samimi söylüyorum. bugüne kadar zaten ortaya çıkmamıştım. bu röportajı da yapmayız, yayınlamayız. kendime güvenim var, bir adam daha çıkarabilirim.

    mm: ah muhsin ünlü gibi bir şair daha mı?

    amü: çıkar tabii, nedir ki?

    mm: mevcut şiir ortamını nasıl değerlendiriyorsun?

    amü: ben şiir yazarken dergilerde şiir yazan adamlar vardı. benimle aynı zamanda şiir yazıyordu birileri. şöyle düşünüyordum: burada bir tuhaflık var. ya ben yanlış bir şey yapıyorum ya da... yazılan şiir açıcı, türk şiirini kımıldatıcı değil. ama hayır, ben hata yapmıyordum, mümkün olduğunca şiddetli bir şiir yazıyordum. prensibim buydu. kuvvetli bir şiir yazmaya çalışıyordum ve şiirimin ne durumda olduğunun da farkındaydım. ne yazıyorsun?

    mm: alakasız bir not alıyorum, lütfen devam et.

    amü: benimle konuşurken başka bir şey düşünme yeteneğini mi belgeliyorsun?

    mm: "öldürmek kesin konuşmaktır" yazdım.

    amü: pardon.

    mm: poetik yaklaşımından söz edelim. huruç dergisi çevresinde neoepik şiirden söz ediliyordu mesela...

    amü: evet, ne olduğunu hissediyorum.

    mm: şiirlerinde lirizme uzak durmaya çalışıyorsun sanki?

    amü: aslında tam değil.

    mm: burçak fenomeni var şiirinde. böyle biri sahiden var mı?

    amü: aksi gibi iki tane var.

    mm: şiirlerindeki lirizmi humorla, ironiyle, dramatizmle dengeler gibisin.

    amü: tam olarak kıvıramayacağım şeye bilinçli olarak bulaşmamaya çalışıyorum. lirizmin zekice kullanıldığında şiiri ciddi şekilde çalıştırıcı öğelerden biri olduğunu ve şiirin doğasına uygun olduğunu düşünüyorum. benim şiirim şehre çok bağlı, şehirden kopması ve lâmekan olması gerek, zarifoğlu'ndaki gibi. o benim dehşete kapılmama yol açmıştır.

    mm: cahit zarifoğlu'nu çok önemsiyorsun.

    amü: çok. onda beni asıl çeken şey... zarifoğlu'nun teknik olarak şiirin ne olduğunu çok da umursamadan, şiire canla başla çalıştığını düşünüyorum. teknokrat şiirden başlayıp edebiyat âleminin kadife koltuklarına varan o sinir bozucu yola hiç girmemiş. şiirin tekniği de elbette ciddiye alınmalı ama edebiyat tarihçilerinin, kuramcıların mercek altına alması gereken bir şey bu. şairin mühendisleşmemesi ve meseleyi fazla aklileştirmemesi gerekir. bir edebiyat akımının oluşması da bence doğallıkla olur. derviş edasının şiirden yansımasını umabiliriz, umabilmeliyiz. sosyoloji denen şeye çok net bir cevap: "kamunun derdine çare bulunur / şu benim derdime çare bulunmaz". kamu yönetimi, belediyecilik, toplumlararası ilişkiler... bunlar hep çözümlenebilir şeylerdir diyor yunus, ama ben ne olacağım? çünkü ideal devlet ya da örgüt olmadı, olması da zorun zoru. ancak herkes ererse iş değişir. bu zamanda erenler arasında bile hiyerarşi var. biri daha çok ermiş, biri daha az.

    mm: ece ayhan'la da şiirsel bir akrabalığınız...

    amü: ece ayhan'ın düşünme biçiminin benim düşünme biçimime çok benzediğini fark ettim. onunla çok fazla ilgilenirsen kilitleneceğini düşünüyorsun, çünkü senin yazmaya yöneldiğin şeyin aynısı zaten var; otur ve sus gibisinden...

    mm: şiir çevrelerinden uzak durdun, nedendir?

    amü: şiiri çok yanlış yerden alıyor, şairim diyen insanlar, ağır bir dramatik insanlık durumu gibi alıyorlar. şiirin bütün sevinçli yanını örtbas ediyorlar. somurtkanlaştırıyorlar onu, çünkü kendilerini ciddiye alma gayretindeler. bu da hayati bir tehlike doğuruyor. durum gittikçe ağırlaşıyor. şiir yazabilmek için çok acayip acılar içinde kıvranıp çok büyük şeylerin farkına varmış olmak filan gerektiğini; daha kötüsü kendilerinin o acıları çekip gerçeği gördüklerini düşünüyorlar. işte, yazmışlar ya. yazmışlar ve olmuş.

    mm: ya sen? yazmaya devam edecek misin? yazmayı istiyor musun?

    amü: kim istemez? ben.. istiyorum.

    mm: ikinci kitabını çıkaramamış birçok şair var, onlardan biri durumuna düşmek seni endişelendiriyor mu?

    amü: düştüm bile. onlardan biri durumundan kalkmamdan söz edilebilir ancak. şiir şairin hayatında kendi dışında çok az şeyin durmasına rıza gösteriyor. profesyonel ilgi alanlarını reddediyor. kuma istemiyor. bunu göze almak lazım.

    mm: şiirlerinde islami motifler var. allah adı da sık geçiyor.

    amü: evet ama bunu fiyaka için yapmadım. "allah'ın yanına hangi kelimeyi koyayım da çarpıcı olsun, çilek mi diyeyim?" filan yapmadım. tom waits...

    mm: tom waits mi?

    amü: tom waits evet. tom waits'in verdiği duygu bir sürü şairden, futbolcudan, gazino assolistinden, politikacıdan.. çok daha sağlam, harbi dobra dobra.

    mm: modern türk şiiri ve modernite..

    amü: modernle başa çıkabilen tek silahımız şiir. moderni zıplatan, onunla oynayan bir tek şiir var. modernle kurduğu bağı belirleyebilen sadece şiir. trajedinin muhteviyatını fıtrat icabı biliyoruz fakat modernite bunu bize yeniden izah etmeye kalkıştı ve bizim şiirimiz de ona gerekli cevabı vermiştir. türkiye'de beni hoşnut eden tek şey bu. asr suresinin hatırlanması çabasıdır şiir.

    mm: son olarak ne diyeceksin?

    amü: keşke ben daha şiirle doluyken karşılaşsaydık.
    (schrodingerin kedisi 08/11/2011 23:29)
  25. --- alıntı ---

    werther'in yolunu tutup kanlar içinde inleyerek ölmek yahut kays'ın yolunu tutup anlar içinde dinleyerek olmak

    --- alıntı ---
    (fe eyne tezhebun 08/12/2011 23:54 ~ 08/12/2011 23:58)

<< >>


mürteci sözlük © 2009 |

Mürteci Sözlük hiçbir resmi veya gayri resmi kişi ve/veya kurumla bağlantılı olmayan, kullanıcılarının katılımıyla işleyen bağımsız bir platformdur. Mürteci Sözlük'te yer alan yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Sözlük öndenetim mekanizmasına sahip olmadığından, bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. Bu ortamda yol açabileceği hukuki mahzurlar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden Mürteci Sözlük Ekibi ile bağlantıya geçiniz.